Site Haritası
- Ürünler
- Bina otomasyon sistemleri
- Kontrol Panelleri
- Damper Motorları
- Motorlu Vanalar
- Duyar Elemanlar
- Eski Ürünler
- Stok Durumu
- Fiyat Listeleri
- Haberler
- Ürün Haberleri
- Belimo genel kataloglar
- Yeni tasarruf panellerimiz hazır
- Çok hızlı damper motorları
- Yeni ürün dökümanları
- Yeni yay geri dönüşlü damper motorları
- Arge çalışmalarımızın sahne arkası
- Tridium üstünlükleri
- Belimo'dan fan-coil vanaları
- Fark basınç duyar elemanları artık iki kademeli
- Dijital Giriş Çoklayıcı
- Yeni Kontrol Panellerimiz Hazır
- Çok hızlı motorlar!
- Gazla frene aynı anda basmayın!
- Dar yerlerde ideal çözüm
- VAV motorlarında yeni dönem
- Kontrol vanaları hakkında herşey
- Yeni nesil dökümanlar hazır
- Daha da küçük düşünün!
- Belimo'dan doğrusal hareketli motorlar
- Belimo'dan yeni seri
- Yüksek kapatma basınçlarına çözüm
- Belimo'dan küçük damperler için yay geri dönüşlü motor
- Vana Ustası artık internette
- Jace serisi yenilendi
- Birim Çevirici artık internette.
- Uygulama Haberleri
- Belimo Facebook'da
- Türk oteli Turizm Oscar'ı kazandı
- ODTÜ, Tridium ile donatılmaya devam ediyor
- Çözüm Ortağımız, Paloma Pasha Otel ile Resort Dergisinde
- Çeşme Marina
- Kaya Termal Otel, İzmir
- İzmir Buz Pisti
- Polimeks'ten Türkmenistan'a dev hastane ve üniversite
- Han Çadırı, Astana
- Ibis ve Novotel , Gaziantep
- Capital Group Merkez Ofisi, Moskova
- Teknoloji firması Tridium'u tercih etti
- Bir hastane daha tamamladık
- Acıbadem'de bakım çalışmaları
- Sistemlerimiz Yavruvatan'da
- İmeksan'ın ürettiği VAV'ler IKEA Moskova'da
- Rozi yeni fabrikasında Tridium'u tercih etti
- Queen Elizabeth Göynüğe demirledi
- Bakırköy Adliyesi
- Kanal 7'den övgü
- Kukla Tiyarosu'nda Tridium
- Uzmed de Tridium'u tercih etti
- Zara İzmir açıldı
- Bir Norman Foster projesi!
- Antalya'dan Haberler
- Seminer ve Fuarlar
- Personel Haberleri
- Ürün Haberleri
- Referanslar
- Oteller
- Delphin Imperial Lara
- Max Royal Belek
- Palmalife Otel, Yalıkavak - Bodrum
- Paloma Pasha Resort Otel, İzmir - Özdere
- Kaya Termal Otel, İzmir
- Ibis ve Novotel , Gaziantep
- Bodrum Escana Evleri - VRV Entegrasyonu, Muğla
- İber otel - Sarıgermepark, Muğla
- Robinson Club - Pamfilya, Antalya
- Robinson Club Çamyuva, Antalya
- Hilton Oteli, İngiltere
- Les Ottomans Otel, İstanbul
- Queen Elizabeth, Göynük
- Değirmen Otel, Şile
- Rixos Otel, Tekirova
- Crystal Admiral Resort, Manavgat
- Prikarpatye Thermal Resort Otel, Ukrayna
- Klassis Resort Hotel
- President Otel, Astana
- Victoria Hotel ve Sport Complex, Ukrayna
- Rixos Hotel, Kemer
- Alkoçlar Alaçatı, Çeşme
- Meder Resort, Kemer
- Rixos Libertas, Hırvatistan
- Korel Termal Otel
- Sağlık Kuruluşları
- Pendik Bölge Hastanesi, İstanbul
- Kilis Devlet Hastanesi
- Acıbadem Hastanesi, Bursa
- Acıbadem Hastanesi, İzmit
- Osmangazi Üniversitesi Hastanesi, Eskişehir
- Acıbadem Hastanesi, Kozyatağı
- Erdem Hastanesi, İstanbul
- Aspendos Hastanesi, Antalya
- Adli Tıp Kurumu, İstanbul
- Özel Aksaray Hastanesi, İzmir
- Ahmet Yesevi Üniversitesi Hastanesi, Kazakistan
- Lokman Hekim Hastanesi, Sincan
- Goztepe SSK, İstanbul
- Acıbadem Tıp Merkezi, Ataşehir
- Kadın Doğum Hastanesi, Bakırköy
- EcHo Hospital, Beylikdüzü
- Alışveriş Merkezleri
- Han Çadırı, Astana
- Carrefour İçerenköy AVM, İstanbul
- Moscow City Central Core, Moskova
- Han Çadırı, Kazakistan
- Ömür Plaza, İstanbul
- Golden Ring Alışveriş Merkezi, Ukrayna
- Maxi Center Alışveriş Merkezleri (Çengelköy, İstinye, Sefaköy)
- İhlas Armutlu Sitesi Alışveriş Merkezi
- Zara Mağazaları (Karum-Ankara, Bakırköy-İstanbul, Antalya, Adana, İzmir)
- Kaya Millenium Alışveriş Merkezi, Beylikdüzü
- İpek Plaza, Kayseri
- Hadrian Kuyumculuk, Antalya
- LCWaikiki, Esenyurt
- Sinpaş Outlet, İkitelli
- Sivas Marketim Dilek
- Palmiye Alişveriş Merkezi, İzmir
- Ofis Binaları
- Capital Group Merkez Ofisi, Moskova
- Laing O'Rourke, İngiltere
- Mikes Mikrodalga Elektronik Sistemler Sanayi, Ankara
- Kültür Bakanlığı, Türkmenistan
- MNG Holding Binası, Ankara
- Rozi, Gebze
- Örsan Genel Müdürlük Binası, İstanbul
- Cognis Genel Müdürlük Binası, Gebze
- Bakırköy Adliye Binası, Bakırköy
- Migros Genel Müdürlük Binası, Ataşehir
- İhlas Holding Genel Müdürlük Binası, İstanbul
- Akfırat Belediye Başkanlığı Binası, İstanbul
- Parkview Office Tower, Kazakistan
- Konya Adliye Binası
- Denizli Adliye Sarayı
- Kayalar Kimya, Tuzla
- Dimes Merkez Ofis Binası, İstanbul
- Kanal 7, İstanbul
- Diğerleri
- Türkan & Zeki ZORLU Villası, Bursa
- TAI - Tusaş, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş., Ankara
- Doğramacızade Ali Sami Paşa Camii, Ankara
- ODTÜ, Tridium ile donatılmaya devam ediyor
- Çeşme Marina
- Karşıyaka Hızlı Tren Tüneli, İzmir
- İzmir Buz Pisti
- Okan Üniversitesi - Güzel Sanatlar Fakültesi, İstanbul
- THY, Esenboğa Uçak Bakım Hangarı, Ankara
- Tahtalı Teleferik Binası, Antalya
- Astana Stadyumu, Kazakistan
- Barış Piramidi, Astana
- ODTÜ Kimya Fakültesi, Ankara
- Cumhurbaşkanlığı Köşk Binası, Türkmenistan
- Modern Müze, İstanbul
- Kukla Tiyarosu, Aşkabat
- İTÜ Simulasyon Binası, Tuzla
- BP Sangachal Terminal, Bakü
- Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Kampüsü, İzmit
- Ümraniye Cezaevi, İstanbul
- Arıköy Sosyal Tesisleri, Kilyos
- Tubitak Temiz Oda Uygulaması
- Gümüşsoy Sevim Kur'an Okutma Vakfı, Ümraniye
- Oteller
- Kitaplık
- Sık Sorulan Sorular
- Yangın ve duman damper yan kontakları nasıl bağlanır?
- Su koçu darbesi nedir? / Neden meydana gelir?
- Tridium Bina Otomasyon Sistemi Karşılaştırmalı Üstünlükler
- IP Sınıfları nedir?
- Kalamar tava nasıl yapılır?
- AWB (American Wiring Gauge) ölçüleri nedir?
- Örnek doğrudan yol vermeli ve yıldız - üçgen yol vermeli motorların otomasyona uygun kumanda şemaları.
- Daldırma tipi duyar elemanların doğru montaj şekli nasıl olmalıdır?
- 3 yollu karışım vanalarının tesisata bağlantı şekilleri nasıldır?
- Açık Protokoller Sayesinde Kablo ve İşçilik Tarasarrufum Olacak mı?
- Açık Protokoller Daha Fazla Bilgiye Ulaşmamı Sağlıyor mu?
- Açık Protokollerin Tarihçesi
- Yayınlarımız
- Vana Ustası
- Birim Çevirici
- Sık Sorulan Sorular
- Hakkımızda
- Giriş Yap
Kitaplık
Cem Eğrikavuk
Yangın ve Güvenlik Sempozyumu
Ekim 2009
Özet
Yangın damperi, duman damperi, kombine yangın-duman damperi, duman egzost damperi, duman kontrol damperi... Bir kısmı aynı ürünü tanımlıyor, bir kısmı tam zıt ürünleri. Aynı terim farklı ülkelerde farklı özellikler için kullanılabiliyor. Farklı üreticiler, benzer ürün için ayrı tanımlamalar kullanabiliyor. Ortak dil olmayınca da mekanik tesisat tasarımcıları, üreticiler ve uygulamacılar arasında yanlış ürün kullanımına kadar varan kopukluklar olabiliyor..
Aynı ürün ailesinde değelendirilse de Yangın-Duman Damperleri ile Duman Kontrol Damperleri hem tasarım hem de işlev açısından çok farklı ürünler. Yangın-Duman Damperleri havalandırma kanalları üzerinden sıcaklık ve dumanın yayılımını engelleyen cihazlardır. Duman Kontrol Damperleri ise duman tahliye sistemlerinde dumanı yönlendirmek için kullanılan ürünlerdir. Birincisi sadece normal havalandırma tesisatında tedbir amaçlı kullanılırken, ikincisi duman tahliyesi için kurulan sistemlerin aktif bir parçasıdır.
Bu derlemede yangın damperi ile duman tahliye sistemlerinin temel prensipleri açıklanarak farklı uygulamalarda kullanılacak damperlerin temel özellikleri incelenecektir. Kaynakça olarak Avrupa'da hazırlanan yeni standartlar kullanılmıştır. Vurgulanması gereken bir nokta, bu standartların bir kısmının hala taslak aşamasında olduğu, ama yakın zamanda onaylanmalarının beklendiğidir. Ayrıca Avrupa dışında farklı ülkelerde farklı yaklaşımlar olduğunu da hatırlatmakta fayda var.
1.Yangın Damperleri
Yangın damperlerinin işlevsel tanımı basittir: Yangın kompartmanlarının bütünlüğünü sağlamak. Bu tanım gereği öncelikle yangın kompartmanları ve duvarları konusunu incelemekte fayda var.
Yangın kompartmanları pek çok yönetmelikte can güvenliğiyle ilgili temel zorunluluklardandır. Kompartmanların boyutları ve direnç süreleri farklı olsa da temel prensip tüm Dünya'da benzerlik gösterir; bir yangın sırasında hem güvenli tahliye, hem de itfaiyenin verimli müdahalesi için yangını başladığı bölümde hapsedecek yapısal tedbirlerin alınmasıdır.
Kompartmanlar arası duvarlar yangın sırasında beklenen sıcaklığa dayanacak malzemeden imal edilir. Kablo, boru gibi tesisat için açılan delikler yangına dayanıklı malzemeler ile doldurulur. İnsan geçişinin gerektiği noktalarda yangın kapıları kullanılır. Normalde açık kalması gereken havalandırma kanallarında ise yangın sırasında otomatik kapatacak yangın damperleri kullanılır.
Bu ihtiyaçtan yola çıkarak yangın damperleri hakkında aşağıdaki genellemeleri yapabiliriz;
- Yangın damperi, duvarın bir parçasıdır. Her ne kadar mekanik tesisat paketi içinde temin edilse de, yangın damperinin öncelikli görevinin duvarın bütünlüğünü sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu ayrıma dikkat edilmesi iki konudaki yanlışları engelleyecektir:
Birincisi damperin montaj konumuyla ilgili. Yangın damperleri mutlaka duvarla bütünlüğü sağlayacak şekilde monte edilmelidir. Montaj kasası duvara denk gelmeyen veya arada boşluk kalan uygulamalar Nasrettin Hoca'nın türbesine benzetilebilir.
İkincisi de yangın damperine, özellikle motorlu olanlara, yüklenebilecek ilave işlevlerle ilgili. Bu damperler, normal zamanlarda konfora yönelik işlevler için kullanılabilir. Veya, binanın diğer bölgelerinde algılanan bir yangın sırasında duman kontrolüne yönelik bazı senaryolar üretilebilir. Ancak tüm bu uygulamalarda, önceliğin yangın damperi işlevinde olduğu unutulmamalı ve kanal içindeki (ve tercihan dışındaki) sıcaklık belirlenen sıcaklığa geldiğinde damperin kapalı konuma gelerek yangın duvarının bütünlüğü sağlanmalıdır. Mekanik ve elektriksel tüm bağlantılar bu temel ihtiyaca öncelik verecek şekilde yapılmalıdır.
- Yangın damperi termik elemanlı olmalıdır. Yangın damperi içerisindeki sıcaklık belirli bir dereceye, çoğunlukla 72°C, kapanacak şekilde tasarlanmalıdır. Özellikle motorlu yangın damperleri daha erken tepki vermek için dumana duyarlı yangın algılama sistemlerine de bağlanabilir. Ancak bu ilave tedbir, esas işlevin yerini almamalı, damperlerin sıcaklık artışında kapanmasını sağlayacak termik düzenekler mutlaka kullanılmadır.
- Yangın damperi, yangın sırasında mutlaka kapalı duruma gelmelidir. Kanal içerisindeki sıcaklık yükselene kadar damperler çeşitli amaçlar için kapalı veya açık duruma getirilebilir. Ancak sıcaklığın yükselmesiyle birlikte damperler kapalı konumunu alarak duvarın bütünlüğünü sağlamalıdır. Enerji kesilmesi durumunda da yangın damperleri kapalı konuma gelmelidir. Yangın damperinin kapandıktan sonra uzaktan müdahale ile açılmasına izin verilmez.
- Yangın damperlerinin düzenli bakımları yapılmalıdır. Tüm yangınla mücadele malzemeleri gibi, yangın damperleri de normalde çalışmayan cihazlardır. Oluşabilecek arızalar özellikle testleri yapılmadığı sürece fark edilemezler. İhtiyaç olduğunda da tamir fırsatı kalmamıştır. Bu yüzden bütün yangın damperlerinin belirli sürelerde kapatılıp açılarak test edilmeleri gerekmektedir. Dampere yakın bir noktaya ulaşım kapağı konulması bu sebeptendir. Eriyebilen metal bağlantılı yangın damperlerinde işletmeye önemli angarya getiren bu iş, motorlu yangın damperlerinde otomatik olarak yapılmaktadır. Herhangi bir iş yükü getirmediği için kontroller yönetmetmeliklerin gerektirdiği azami sürelerden çok daha sık tekrarlanabilir.
Yangın damperlerinin kullanımı nerelerde zorunludur?
Yangın damperleri, havalandırma kanallarının yangın kompartman duvarlarını geçtikleri noktalarda kullanıldığından doğrudan yangın kompartmanı zorunluluklarıyla bağlantılıdır. Binalarda yapılabilecek azami yangın kompartmanı boyutları BYKHY'in Ek-4'ünde belirtilmiştir. Değerler bina kullanımına göre 1500'den 8000 metrekareye kadar değişmekte, yağmurlama sistemi yapılması durumunda iki katına kadar çıkarılabilmektedir.
Aynı yönetmeliğin 24'üncü maddesine göre yüksekliği 21.50 metreyi geçen binalarda her bir kat yangın kompartmanı olarak düzenlenmelidir. (Konutlarda 30.50 metre) Bu, binanın toplam metrekaresi, kullanım amacı ve yağmurlama olup olmamasından bağımsız bir kriterdir ve pratikte 6-7 katın üzerindeki tüm binaları kapsamaktadır.
Dikey şaftlar : Yangın damperi ve diğer yangın geciktirici dolgu malzemelerinin kullanımıyla ilgili sık sorulan bir soru dikey şaftlarla ilgilidir. Her katın bir yangın kompartımanı olarak ayrıldığı binalarda şaftların kat geçişleri nasıl korunmalıdır? Sorunun cevabı Yönetmeliğin 25.3üncü maddesinde verilmiştir. Şaftların kendisi birer yangın kompartmanı oluşturacak şekilde inşa edilmeli, tesisatların şafta giriş noktaları bütünlüğünü koruyacak şekilde izole edilmelidir. Doğal olarak hava kanallarının şafta girip çıktığı noktalarda yangın damperi kullanılmalıdır. Her kat geçişinde ayrıca bir damper kullanımına gerek yoktur. (Eğer havalandırma kanalları yangına dayanıklı bir şafttan çıkmıyorsa, her kat geçişinde bir yangın damperi gerekecektir.)
2. DUMAN İLE MÜCADELE
Yangın kompartmanları ve duvarlarına verilen önem çok geçmişe dayanmasına rağmen, yangın sırasında dumanın verdiği zarar nispeten son dönemlerde kavranmış ve karşı tedbirler alınmaya başlanmıştır. Yangının ilk aşamalarında daha düşük sıcaklıklarda oluşan dumanın havalandırma kanallarından ilerleyerek binaların çok farklı bölümlerinde can ve mal kaybına neden olduğu pek çok istatistikte görülmüştür. Özellikle kokusuz ama son derece zehirli bir gaz olan karbonmonoksit yangın mahalinden çok uzakta bulunan kişileri bile etkileyebilmiştir.
Klasik yangın damperlerinin sıcağa duyarlı tetikleme mekanizmaları soğuk duman olarak bilinen bu tehlikeye karşı yeterli olmayınca duman dedektörlerinden gelecek sinyalle kapatılabilen damperler gündeme gelmiştir. Bunun için eriyebilen metal bağlantılı mekanizmalara ilave olarak elektriksel sinayalle kapatabilen selenoidli veya motorlu yangın damperleri üretilmiştir. Bu damperler de, yangın damperleri gibi yangın kompartman geçişlerinde kullanılır ve duman algılama sisteminden gelen sinyalle bir yangın damperine göre çok daha erken aşamada yangın kompartmanı tecrit edebilir.
Burada üç noktayı vurgulamak çok önemli;
- Birincisi, bu damperler bir yangın algılama sisteminden komut alacak olması, üzerlerindeki termik elemanlardan vazgeçilebileceği anlamına gelmiyor. Yangın kompartmanları, duvarları ve damperleri bütün yönetmeliklerde en temel zorunluluklardan biri olarak geçiyor ve pek çok standart yangın damperini termik elemanıyla birlikte tanımlıyor. Yangın damperi işlevi için harici elektronik bir sisteme güvenilmesi güncel mevzuatlara uygun değil.
- İkinci konu, yangın damperlerinde de vurgulandığı gibi sıcaklık arttığında bu damperlerin kapalı konuma gelerek kendilerini kilitlemeleri. Tetikleme sıcaklığına erişene kadar bu damperler duman tahliyesi, basınçlandırma gibi senaryolar için açıp kapatılabilir. Ancak sıcaklığın artmasıyla yangın kompartmanı gereksinimleri öncelik kazanır ve kapalı duruma gelirler.
- Üçüncü konu yangın damperi motorları ile ilgili oluşmuş yanlış bir varsayımla ilgili. Bu motorların yüksek sıcaklıklarda çalışabileceği varsayılmakta. Oysa bir yangın damperi 72 dereceye ulaştığında bir daha açılmamak üzere kapanacaktır ve elektrik motorunun tekrar çalışması beklenmemektedir. Bu yüzden motor kasası içinde bulunan yay ve kilitleme mekanizmaları yüksek sıcaklıklara dayanıklıdır, standartların gerektirdiği sürelerde damperi kapalı tutabilmektedirler. Ama elektrik motorunun özel bir koruması yoktur. (A.B.D.'de farklı uygulamalar görebiliyoruz, ancak A.B. Standartları bu uygulamalara izin vermiyor.)
Bu üç nokta da herhangi bir yangın koruması olmayan hava kanallarının yangın duvarı geçişlerinde kullanılan yangın damperleri ile ilgilidir. Korumalı duman tahliye sistemlerinde kullanılacak damperler bir sonraki bölümde incelenecektir.
Senaryoların içeriği kadar, bu senaryoların hangi sistem tarafından kontrol edileceği de dikkatli değerlendirilmelidir. Prensip olarak yangınla mücadele sistemlerindeki tüm parçalar ilgili onaylara sahip olmalıdır. Bu yüzden yangın-duman damperlerinin öncelikli kontrolünün yangın algılama sistemleri tarafından yapılması tercih edilmelidir. Esnek programlama yeteneğine sahip bir yangın algılama sistemi kullanılabileceği gibi, klasik yangın algılama sistemleri ile entegre çalışan bu işe özel onaylı kontrol sistemleri de kullanılabilir. Normal bir bina otomasyon sistemi ise yangın senaryolarını gerçekleştirmek için kullanılmamalı, ihtiyaç olması durumunda durum izleme ve test/kontrol işlevleri için ikinci öncelikli olarak bağlanmalıdır.
3. DUMAN KONTROL DAMPERLERİ
(Eski terminolojide “Duman Tahliye Damperleri” veya “Duman Egzost Damperleri”)
Bu derlemede şu ana kadar normal havalandırma kanalları üzerinden sıcaklık ve dumanın yayılmasının engellenmesine ve bu tesisatın 'güçlerinin yettiği kadar' duman tahliyesine yardımcı olması anlatılmıştır.
Bu bölümde duman tahliyesine yönelik sistemlerde kullanılacak damperlerden bahsedilecek. Yukarıdakilerden farklı olarak, bu sistemlerin daha yüksek sıcaklıklarda da çalışması beklenmektedir. Bina içinde farklı kompartmanlardan geçmesi gereken kanal ve şaftların da yangına dayanıklı olarak imal edilmesi beklenmektedir. (Konfora yönelik havalandırma sistemlerinin de ilave tedbirlerle duman tahliye sistemi olarak kullanılması mümkündür.)
Yangın zonundan doğrudan dışarıya açılabilen tahliye sistemlerindeki uygulama nispeten basittir. Fanlı veya doğal çekişli bu uygulamalarda kullanılacak damperler yangın sırasında açacak şekilde tasarlanırlar. Bunların varsa yay geri dönüş mekanizmaları damperi açacak şekilde bağlanmalıdır. Tek mahale hitap ediyor olsa da, diğer yangın kompartmanlarından geçmesi gereken duman tahliye kanallarının izole edilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Birden çok katın ortak bir fan ile tahliye edildiği uygulamalarda ise, çoğunlukla sadece yangın çıkan mahalden emiş yapılması, diğer katların damperlerinin kapalı tutulması kurgulanır. Bundaki sebepler;
- Fanın tüm gücünün yangın mahaline adanması, bu sayede daha etkili bir tahliye yapılması
- Diğer mahallerde eksi basınç yaratılmayarak duman sızma riskinin azaltılması
- Fanın veya elektrik kaynağının arızalanması durumunda bina içinde duman hareketine engel olunması
Bu gereksinimleri karşılayacak “Duman Kontrol Damperleri” ilk bölümde bahsedilen “Yangın Damperleri”nden oldukça farklı özelliklere sahip olmalıdır. En belirgin fark, duman kontrol damperlerinin belirli bir güvenlik konumunun olmamasıdır. Yangının çıktığı noktaya göre açık veya kapalı duruma gelmeleri istenebilir. Bu bakımdan genelde aynı ürün ailesi içinde değerlendirilse de, yangın ve duman damperlerinden önemli farklılıklar içermektedir;
-Duman kontrol damperleri sistemin gerektirdiği açık veya kapalı konuma gelerek o konumu korumalıdır.
-Duman kontrol damperleri sıcağa duyarlı tetikleme elemanı barındırmamalıdır.
-Duman kontrol damperleri elektrik kesintisinde konum değiştirmeyecek, yani yay geri dönüşlü olmayacaktır.
-Duman kontrol damperleri bir konumdan diğerine 60 saniye içinde geçebilecektir
(Bu tanımlar EN12101-8'den alınmıştır.)
Bunlar arasında en çok tartışmaya yol açan konu, motorların yay geri dönüşsüz olması. Yangınla mücadele cihazlarının çoğu için bir emniyet konumu tanımlanabilir. Yani elektrik kesintisi durumunda yangınla mücadele için almaları konum bellidir ve depoladıkları enerji ile otomatik olarak bu konuma geçerler. Örneğin, yangın damperlerinin kapalı duruma geçmeleri, başlamış veya başlayabilecek bir yangınla mücadelece görevlerini yerine getirmeleri için yeterlidir. Oysa, duman tahliye sistemlerinde yangının çıkış noktasına göre damperlerin bir kısmının açması, bir kısmının ise kapatması beklenmektedir. Yay geri dönüşleri açacak şekilde bağlanan motorlar, olası bir enerji kaybı durumunda tüm damperlerin açılmasına ve tahliye sisteminin bütün kompartmanları birbirine bağlayan bir bacaya dönüşmesine neden olur. Yayların kapatacak şekilde bağlanması ise, yangın çıkan katta bir enerji sorunu durumunda duman tahliyesinin kesilmesine neden olur.
Bu yüzden EN12101'deki yönlendirme, duman kontrol damperlerinin enerji kaybı durumunda aldıkları en son konumda kalmalarıdır. Burada güncel algılama sistemlerinin dumanı erken bir aşamada algılayarak damperleri sıcaklık yükselmeden istenen konuma getireceği varsayılmaktadır. Yangın çıkan kattaki damper açılacak, diğerleri kapatacaktır. Enerji kesilmesi durumunda bu konumun korunması öngörülmüştür.
Duman kontrol damperleri sıcaklık dayanımı açısından kullanılacakları sisteme göre üç gruba ayrılıyor:
- Otomatik tetiklemeli duman kontrol sistemlerinde kullanılan damperlerden sadece ilk sinyal ile senaryonun gerektirdiği pozisyona gelmeleri ve bu konumu korumaları bekleniyor.
- Elle müdahale imkanı bulunan otomatik duman kontrol sistemlerinde ise ilk tetiklemeden sonra itfaiye ve diğer yetkililerin komutuyla damperlerin konumu değiştirilebiliyor.
- Manuel duman kontrol sistemleri ise sadece yetkili kişiler tarafından devreye sokulabiliyor, ve gerektiğinde damperlerin konumu değiştirilebiliyor.
Sadece otomatik tetiklenebilen sistemlerin yangının erken bir aşamasında istenen konuma gelecekleri varsayıldığı için elektrik motorunun yüksek sıcaklıklarda işlev göstermesi beklenmiyor. (Tabi aldığı komutla geldiği pozisyonu belirlenen süre ve sıcaklıkta koruyacak kilitleme mekanizmasına sahip olması gerekiyor.)
İlk tetiklemeden sonra uzaktan komutla açıp kapatılabilmesi gereken duman kontrol damperleri ise yangın sırasında 30 dakika boyunca işlevini yerine getirecek yapıda olmalıdır. Basit gibi gözükse de bu son kriter, duman kontrol damperleri üzerindeki yükü ciddi şekilde arttırmaktadır. Sıcaklığa dayanımın bir kısmı motor imalatçıları tarafından sağlanmakta, ama önemli kısmı damper imalatçısı tarafından motoru iyi bir izolasyon içine alarak temin edilmektedir. Yangın damperlerinde elektronik parçaların yangın sırasında çalışması beklenmediği için motorlar özel bir korumaya alınmazlar. Oysa duman kontrol damperleri en az 30 dakika aç/kapa yapabilmelidir. Bu yüzden motorlar korumaya alınmalıdır. Yangın sırasında bu ihtiyacı karşılamak hiç de kolay değildir ve imalatçıların bu ürünlerde oldukça kalın izolasyon malzemeleri kullandığını görüyoruz. (Tabi motorla birlikte tüm elektrik ve kontrol tesisatı da yangına dayanıklı şekilde yapılarak jeneratörden beslenmelidir.)
Sonuç
“Duman Damperleri” mekanik sektörde en fazla karışıklığa neden olan terim olabilir. Tarif edilmeye çalışılan ürünler de tam zıt işlevlere sahip olduğu için uygulama sırasında oldukça sıkıntılı durumlara yol açabiliyor. Sürekli karıştırılan iki uygulama, konfora yönelik havalandırma kanallarından yangın sırasında dumanın yayılımını engellemek için kullanılan “Yangın-Duman Damperleri” ile duman tahliyesine yönelik sistemlerde kullanılan “Duman Kontrol Damperleri”dir.
Dumanla mücadele konusu önplana çıktıkça, yangın damperi işlevlerinin gözardı edilmemesi, hatta pek çok uygulamada öncelik gerektirdiği unutulmamalıdır.
Bu terminoloji kargaşası tasarımcı, uygulamacı ve malzeme imalatçısı arasında vahim iletişim hatalarına neden olabilmektedir. Doğru ürün temini için projecinin ürettiği detaylı şartname mutlaka malzemeyi temin edecek firmalara eksiksiz iletilmelidir. Bu şartnamelerde ürünlerin işlevsel tanımları ve karşılanması gereken standartlar mutlaka belirtilmelir. Ayrıca tüm damperlerin ve fanların yangın sırasında geçecekleri konumlar senaryolarda detaylı bir şekilde anlatılmalı, bu işlevlerin hangi sistemin kontrolünde olacağı da tanımlanmalıdır.
Kaynaklar
Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik
EN12101 – Duman ve Isı Kontrol Sistemleri (10 alt standarttan oluşur.)
EN1366 – Yangına Dayanıklılık Testleleri (11 alt standarttan oluşur.)
EN15423 - Binalardaki hava dağıtım sistemleri içim yangın tedbirleri
Murat Eğrikavuk
Bina Yönetim Sistemleri Dergisi (Teknik Yayıncılık)
Sayı 2, Nisan 98
Bilim ve teknoloji geliştikçe yaşantımıza yetişilmez bir hızla yeni konular, yeni kavramlar giriyor. Akademik çevreler dışında toplum olarak bu konuda hiç bir çaba göstermediğimiz için sözcük dağarcığımız yerinde sayıyor, bu gelişmeye yetişemiyor. Netice olarak yabancı dillerden aldığımız sözcükleri biraz yamultarak kullanmak zorunda kalıyoruz. "Outsourcing konusundaki toplantımızda bir konsensus oluşturamadık" şeklinde konuştuğum zaman kimse yadırgamıyor. Ama ben bu durumu yadırgıyorum.
İngilizce'nin en sevdiğim özelliğinin, yeni sözcük türetmekteki sağladığı geniş olanaklar ve esneklik olduğunu düşünürdüm. Örneğin "undo" ve "redo" ikilisi, bilgisayar yazılımlarının ihtiyaçlarını ne kadar güzel karşılamış. Peki bu özellik İngilizce'ye mi özgü gerçekten? Belki de teknolojinin İngilizce ağırlıklı gelişmesi nedeniyle zaten türetmekten başka çare yok; çalacak yer yok ki! Boşuna "tüm buluşların anası çaresizliktir" dememişler.
İnceleyince gördüm ki sıkça kullandığımız kimi İngilizce sözcükler, tam anlamıyla bu çaresizliği yansıtıyor. Örneğin "floppy disk" terimi, bilgisayar disketinin çalışırken çıkardığı seslerden esinlenmiş. "Hard disk" terimi ise sabit disklerin bükülebilir olmamasından kaynaklanıyor. Aslında bizim için "sert disk" terimi ne kadar komikse İngilizcede de "hard disk" o kadar komik. Ama çaresizlik işte.
Dilimiz, gelişen çağa ayak uydurma ve yeni sözcüklerin türetilebilirliği açısından yabancı herhangi bir dilden hiç de aşağıya kalmayacak olanaklar sağlıyor. Buradaki darboğaz, Türkçe'nin yetersizliği değil, bizlerin bu konuda yeterli çabayı sarfetmiyor olmamız, yani aslında tembelliğimiz. Yeni bir sözcüğün toplumsal kullanıma girmesi, bir devlet kuruluşunun dikte etmesiyle değil ilgili insanların bu sözcükleri kullanıp topluma öncülük etmesiyle olur. İşte bu noktada bizlere önemli bir görev düşüyor. Kişisel olarak biliyorum ki akademik çevreler (en azından büyük kısmı), bu konuda üzerinde düşeni fazlasıyla yapıyorlar. Oysa iş dünyası, belki biraz da toplumdaki yabancı hayranlığının etkisiyle, bir çok kez toplumun ilerisinde değil, gerisinde yer alıyor. İşte bu yüzden Tesisat Mühendisler Derneğini'nin yayınladığı "Isıtma, Havalandırma, Klima Terimleri Sözlüğü" çok değerli ve örnek bir girişim.
Bu köşenin amacı, herkese açık bir tartışma ortamı yaratarak sektörümüzle ilgili terimlerin karmaşadan uzak, net, anlaşılır bir şekilde Türkçeleşmesine katkıda bulunmaktır. Süleyman Bulak ve Teknik Yayıncılık'ın katkıları ile elinizde bulunan derginin her sayısında sektörümüzle çeşitli terimleri tartışmaya açacağız. Burada tabii ki sizlerin aktif katılımı çok önemli. Çok özel bir fikriniz olmasa dahi, en azından sunulan farklı çevirilerden hangisini kullanmayı tercih edeceğinizi bildirmeniz bile önemli bir katkıdır. Amaç bir sonuca ulaşmak, kesin kararlar almak değil. Ortaya koyulan tüm görüşleri yayınlamaya çalışacağız. Hangi görüşleri benimsediğiniz tamamen size bağlı.
En önemlisi, benimsediğiniz görüşleri, kişisel ve kurumsal yazışmalarınıza ve yayınlarınıza tutarlı olarak yansıtıyor olmanızdır. Bu sayede kavram kargaşasından kurtulabilir, dilimizin sağlıklı gelişmesini sağlayabiliriz. Çünkü dilimiz istesek de istemesek de gelişiyor.
O halde öncelikle genel anlamda kişisel görüşlerimi ortaya koymalıyım.
Herşeyden önce, hiçbir şekilde fanatik öztürkçeci değilim. Belli koşulları sağlamak şartıyla yabancı sözcüklerin Türkçe'ye aktarılması dil açısından sağlıksız bir gelişim değildir.
Bu koşullardan en önemlisi Türkçe'nin dil yapısına uyum sağlamaktır. Bunu belirlemek için bir yığın dilbilim kuralı bilmeye ve çok katı olarak uygulamaya çalışmaya gerek yok. Temel bir koşul var, o da her sözcüğün okunduğu gibi yazılabilmesi; yazıldığı gibi okunabilmesi.
Temel bir örnek vermek gerekirse, bilgisayar kullanımındaki "mouse" sözcüğünü Türkçe'ye aktarmak mümkün değil. "Fare" sözcüğünün kullanımını başta yadırgadığımız için konuşma arasında İngilizce'sini kullanıyorduk, ama nasıl yazacağız; mavıs, mavs, maıs..? Tabii ki olacak iş değil. Beğensek de beğenmesek de "fare" sözcüğüne mahkum olduk , iyi de oldu.
İkinci bir koşul ise yerine kolaylıkla bir Türkçe sözcük bulunamaması. Örneğin "iletişim" gibi herkesin anladığı bir sözcük varken (ya da türetilebilecekken) "komünikasyon" sözcüğüne ihtiyacımız yok. Örnekleri çoğaltmak kolay: seçenek / alternatif, simge / sembol, ayrıntı / detay, dergi / magazin, çeviri / tercüme...
Bu iki koşulu sağlayan yabancı kaynaklı sözcüklerin dilimize uyarlanması, hem Türkçe'yi zenginleştirir, hem de yeni sözcüklerin yaygın kullanıma girmesini hızlandırır. Yabancı kaynaklı diye "sistem" sözcüğünü reddedip yerine öztürkçe bir seçenek yaratmak (dizge?) ve bunun yaygın kullanıma girmesini beklemek biraz hayalcilik olur. "Pompa, panel, fan" gibi tüm yabancı kaynaklı kelimeleri ayıklamaya kalkarsak daha yolun başında birbirimizi anlayamaz noktaya geliriz.
Bu koşulları sağlayamadığımız durumlarda türetmek ya da yaratmak zorundayız. Bunu yapacak olan da bizleriz, yani sektörün içinde olan, bu sözcükleri her gün kullanmak zorunda olan insanlar. Burada ürkek olmaya gerek yok.
Yeni sözcüklerin türetilmesi ya da üretilmesinde iki zorluk yaşanıyor. Birincisi yeni sözcükler ilk anda kulağa komik ve saçma gelebiliyor. Aslında bu son derece normaldir ve bu sözcüğü reddetmek için tek başına yeterli neden olmamalıdır. Ne demek istediğimi her gün kullandığımız bir kaç sıradan sözcükle anlatmaya çalışayım.
Örneğin ayakkabı, yani aslında ayağın içine girdiği kap. Bir an düşünün, bugün kullanımda böyle bir sözcük olmasa ve biri pabuç yerine ayakkabı diyelim diye ortaya çıksa herhalde hiçbirimiz böyle komik bir türetmeden hoşlanmayız.
Diğer bir ilginç örnek ise bilgisayar. Durup düşünürseniz bu türetmenin yalnızca komik değil aynı zamanda yanlış, ya da en azından yetersiz olduğunu göreceksiniz. Bilginin işlenmesi, depolanması, taranması sözkonusu olabilir ama sayılması? Bilgisayar sözcüğü hiç ortaya çıkmamış ve bunun yerine bu cihaza bugün kompüter diyor olabilirdik.
Oysa her iki sözcüğü de bir an için duralamadan, yadırgamadan her gün kullanıyoruz. Çok sıradan iki sözcüğü örnek verdim ama bu örnekleri istediğiniz kadar çoğaltmak mümkün.
Aslında yabancı dillerde de günlük kullanıma girmiş sayısız komik türetme var. Ana dilimiz olmadığı için bunları biz yadırgamıyoruz (örneğin loudspeaker, fernseher).
Yeni sözcüklerle ilgili diğer bir sıkıntı ise kısacık bir yabancı sözcük yerine Türkçe'de uzun bir türetmeyi kullanmakta zorlanmamız. Kanımca bu da önemli bir zorluk değil. Ne de olsa "fotoğraf makinası", "çamaşır/bulaşık makinası", "bozuk para" gibi sözcüklerin İngilizcesini kullanmaya kalkmıyoruz.
Evet, hep birlikte sektörümüzle ilgili terimleri ele alacaksak dergimizin temel konusundan başlayalım:
- Building Automation System - BAS
- Facility Management System - FMS
- Building Management System - BMS
- Energy Management and Control System - EMCS
İnternet sitelerine bakarsanız Honeywell ve Landis&Staefa ilkini, Johnson Controls ile Staefa (ABD) ikincisini tercih ediyor. Teknik Yayıncılık ise üçüncüsünü tercih etmiş.
- Bina Otomasyon Sistemleri - BOS
- Tesis Yönetim Sistemleri - TYS
- Bina Yönetim Sistemleri - BYS
İngilizcede bir fikir birliği yokken biz bunlardan herhangi birini tercih etmek zorunda mıyız? Üçü de aynı kavramı mı ifade ediyor? Yoksa ufak anlam farklılıkları mı sözkonusu? Ya kısaltma olarak ne kullanacağız? Peki "otomasyon", "otomatik" ya da "sistem" sözcüklerine alternatif aramak gerekli mi?
İkinci bir yaygın terim, daha doğrusu kısaltma ise HVAC, yani heating-ventilating-airconditioning. Bu durumda bir kaç seçeneğimiz var. Benim tercih ettiğim çeviri "ısıtma-soğutma-havalandırma", kısaltma olarak da ISH. Tesisat Mühendisleri Derneği sözlüğünün başlığında "ısıtma-havalandırma-klima" olarak geçmiş. "air-conditioning" teriminin karşılığında ise "klimatizasyon, iklimlendirme" yazıyor. Bu "klimatizasyon" çevirisi nedense hiç içime sinmiyor. İklimlendirme ise hoş bir sözcük. Üstelik de bence tekbaşına HVAC kavramını karşılayabilecek bir sözcük.
Bir de "entegre sistemler" ya da "entegrasyon" konusu var. "Tümleşik" sözcüğü bir çok alanda kullanılıyor. Bizim amacımızı karşılar mı? Daha iyi bir seçenek var mı ya da en uygun seçenek "entegrasyon" mu?
Rasgele bir kaç terimi ortaya attım ve bu konuda görüşlerinizi bekliyorum. Bu dergi iki ayda bir yayınlanıyor. Sektörümüz, bu konuya büyük ölçüde ilgisiz kalırsa, bir sonraki sayıda bu köşeyi görmeyeceksiniz. Ama ben bir sonraki sayıda yayınlanacak yazının içeriğini hep birlikte oluşturacağımızı umuyorum. Lütfen değerli görüşlerinizi esirgemeyin.
Murat Eğrikavuk
Türk Tesisat Mühendisleri Derneği
Eğitim Toplantıları, Mart 2004
Giriş
Bina otomasyon sistemleri ilk olarak seksenli yılların baslarinda kullanilmaya başladi. Türkiye'deki ilk uygulama benim bildiğim kadarıyla 1984'de Yeşilköy Havalimanı, ama bu sistem de esasen yalnızca izlemeye yönelik bir sistemdi, aktif kontrol fonksiyonları yoktu. Tabii o zamanlar PC'ler bile yoktu, merkezi bilgisayar olarak "mainframe" dediğimiz neredeyse buzdolabı büyüklüğünde ana bilgisayarlar kullanılıyordu.
Geçen 20-25 sene içinde teknoloji büyük adımlarla ilerledi ve yaşantımızın her alanında ciddi değişikler getirdi. Bu dönem içinde bina otomasyon sistemleri de yerinde saymadı ve firmalar sürekli yeni nesil sistemler üreterek gelişen teknolojiyi takip etmeye çalıştılar. Ancak çok ilginç bir gerçek şu ki bina otomasyon sistemleri yakın zamana kadar özde hiç değişmedi !
Tabii ki elektronikteki gelişmeler daha hızlı, daha yüksek kapasiteli kontrol cihazlarının kullanılmasına imkan verdi. Ayrıca PC çağının başlaması ile merkezi bilgisayarlar ucuzladı ve Windows ile grafik ortamda işletim standartlaştı. Ama sistemlerin temel işlevleri ve genel anlamda mimari yapısına bakarsak ilk bina otomasyon sistemleri ile bugünküler arasında gerçek anlamda büyük farklar göremiyoruz.
Daha doğrusu yakın zamana kadar bu böyleydi. Oysa son senelerde bina otomasyon teknolojilerinde çok ciddi, çok heyecan verici bazi gelişmeler gerçekleşiyor, bu değişiklikleri "devrim" olarak nitelemek dahi mümkün. Bugün amacım, bizlerin büyük bir heyecanla takip ettiğimiz bu gelişmeleri mümkün olduğunca derlitoplu, anlaşılır biçimde sizlere de sunabilmek.
Ağırlıklı olarak iki ana gelişme üzerinde durmak istiyorum:
1. Cihazlar/Sistemler Arası Uyumluluk (interoperability): Farklı markaların ve farklı bina disiplinlerinin aynı çatı altında uyumlu çalışmasına imkan sağlayan açık protokoller'in gelişmesi ve yaygınlık kazanması
2. Internet teknolojileri ile bina teknolojilerinin bir araya gelmesinden kaynaklanan yeni imkanlar
"Akıllı" ve "Akılsız" binalar
Son zamanların en çok kullanılan ve en çok suistimal edilen terimi "akıllı binalar". Bu terim o kadar çok firma tarafından, o kadar geniş bir anlam aralığında kullanılıyor ki herkesin tanımı birbirinden farklı, dolayısıyla çoğu zaman ortak bir kavramı ifade etmek için kullanamıyoruz.
Aslında günümüzde herhangi bir binada kullanacağınız ürün ve sistemlerin hemen hemen tamamı "akıllı" tanımına uyacak özelliklere sahip. Bugün bir kazan ya da soğutma grubu kontrol panelinin üzerindeki işlemci gücü ve program özellikleri, bir zamanların süper bilgisayarlarının çok üzerinde. Aynı şey asansörler için geçerli, ya da kesintisiz güç kaynakları, jeneratörler, hatta elektrik panonuzdaki devre kesiciler için bile. Tabii yangın ihbar, güvenlik sistemleri, kartlı geçiş, soğuk oda, sayaçlar, enerji analizörleri, telefon santrali ve diğerlerini de kattığınızda bir bakıyorsunuz ki binanız kaçınılmaz olarak "akıllı" cihazlarla dolmuş, akılsız bina yapmak neredeyse mümkün değil gibi görünüyor.
Peki, herbiri kendi alanında en ileri teknolojiye sahip bu "akıllı" ürün ve sistemleri kullanmakla güncel teknolojinin bize sunduğu imkanları tamamen ve eksiksiz olarak kullanmış oluyor muyuz? Kesinlikle hayır.
Bundan sonraki mantıklı adım tahmin edebileceğiniz gibi, iletişim. Oyuncular ne kadar iyi olursa olsun aralarındaki iletişim zayıfsa takımın başarılı olması mümkün değil. Oysa klasik olarak yukarıda saydığımız bina sistem ve cihazları bırakın zayıf iletişimi, aralarında hiçbir iletişim olmaksızın birbirinden habersiz, kendi içine kapanık bağımsız adacıklar şeklinde çalışıyorlar.
İletişimin önemini vurgulamak için işte size gerçek hayattan keyifli bir örnek, Kanada açıklarında geçen bir tesiz görüşmesi kaydından:
Donanma Gemisi: Lütfen bir çarpısmaya mahal vermemek için rotanızı 15 derece kuzeye çevirin.
Sivil Görevli: Çarpışmaya mahal vermemek için sizin rotanızı 15 derece güneye çevirmenizi öneriyoruz.
Donanma Gemisi: Bir ABD donanma gemisi kaptanı konuşuyor. Tekrar ediyorum, rotanızı değiştirin.
Sivil Görevli : Olumsuz. Tekrarlıyorum, siz rotanızı değiştirin.
Donanma Gemisi: Burası uçak gemisi Enterprise. ABD donanmasının yüksek tonajlı bir gemisiyiz. Şimdi rotanızı değiştirin!!
Sivil Görevli: Burası bir deniz feneri. Sıra sizde.
Binanızda cihazlar arası uyumsuzluk, bir ABD savaş gemisinin çarptığı deniz fenerindeki kadar büyük hasara yol açmayabilir. Ama güncel teknoloji, işletme giderlerinizde ciddi tasarruf imkanları sağlıyor ve siz bunu kullanmıyorsanız ya da müşterinizin kullanmasını sağlamıyorsanız, seneler boyunca biriken zararlar da ciddi bir hasar sayılabilir.
Farklı üreticiler tarafından geliştirilmiş sistem ve cihazların tümleşik bir çatı altına toplanabilmeleri, uyumlu ve koordine senaryolar dahilinde çalışabilmeleri, ilk bakışta tamamı görülemeyen çok sayıda avantaj sağlamaktadır. Bu avantajlara geçmeden önce, bu uyumluluğu mümkün kılan gelişmelerden kısaca sözedilim.
Açık Protokoller
Sıklıkla telaffuz edilmeye başlanan BACNET, LONWORKS, OPC gibi bazı terimler, muhakkak sizlerin de karşınıza çıkıyordur. Ancak her yeni teknolojide olduğu gibi "açık protokoller" olarak tanımlanabilecek bu konuda da belli bir kavram kargaşası, bulanıklık, hatta dezenformasyon dahi kaçınılmaz olarak yaşanıyor. Bu nedenle burada konuyu oldukça basite indirgeyerek sunmak istiyorum, umarım sıkıcı olmaz.
a) Protokol
Öncelikle "protokol" nedir bundan sözedelim. İki cihazın birbirlerine bilgi aktarmakta kullandıklarına lisana protokol ismi verilmektedir. Lisan benzetmesi aslında oldukça yerinde bir benzetme. Nasıl iki insanın anlaşabilmek için aynı lisanı konuşmaları gerekiyorsa cihaz ve sistemlerin de birbirleriyle anlaşmaları gerektiğinde ortak bir lisanı konuşmaları yani ortak bir iletişim protokolunu kullanmaları gerekir.
Etrafımız anlaşabilen ve anlaşamayan insanlarla dolu olduğu gibi, aynı şekilde anlaşabilen ve anlaşamayan cihazlarla da dolu. Bina otomasyon sistemleri dışındaki konulardan birkaç örnek vereyim.
Anlaşmazlıkların az, uyumluluğun had safhada yüksek olduğu bir alan bilgisayar ağları. Bugün hepimizin ofisinde enazından birkaç (çoğu durumda yüzlerce) bilgisayar, yazıcı, tarayıcı vs. birbirine bağlıdır. Yeni bir bilgisayar alınacağı zaman "acaba mevcut ağım ile uyumlu mu?" gibi bir soru kimsenin aklına gelmiyor. Bunun nedeni, bilgisayarların birbirleriyle haberleşmesinde kullanılan protokol yani lisanların çoktan standardize edilmiş olması ve tüm üreticilerin bu standartlara uygun üretim yapıyor olmalarıdır.
Farklı bir örnek olarak da hepimizin kullandığı televizyon uzaktan kumandalarını alalım. Bu konuda üreticilerin kabullendiği tek bir standart olmadığı için uyumsuzluklar her zaman karşımıza çıkıyor. Örneğin digiturk kumandamda televizyonumu da idare edebileceğim tüm tuşlar mevcut ama farklı bir marka olan televizyonumla çalışmıyor.
b) Taşıma Ortamı
Ortak bir protokolun yani lisanın kullanılması, iki farklı cihazın haberleşmesi için gerekli ama yeterli değil. Diğer önemli bir konu da bu lisanın cihazdan cihaza taşınacağı ortam. Taşıma Ortamı kavramını da lisan benzetmesini devam ettirerek açıklayabiliriz. İki insanın anlaşabilmesi için aynı lisanı kullanmaları gerekli. Ama bir de konuşmanın kişiden kişiye iletileceği ortam sözkonusu. Sadece yüzyüze konuşan iki insanı düşünmeyin, örneğin iki kişi telefon hatları üzerinden görüşüyor ya da mektuplaşıyor olabilir. Bu durumlarda kullanılan lisan aynı, ama mesajların taşınma ortamı farklı. İletişimin gerçekleşebilmesi için iki insanın hem lisan hem de bu lisanın taşınacağı ortam konusunda anlaşmış olmaları gerekli. (Örneğin Türkçeyi bugün yaptığımız gibi latin alfabesiyle ya da geçmişte olduğu gibi arap alfabesiyle yazabilirsiniz.)
Bina teknolojilerinde geçmişte en yaygın kullanılmış taşıma ortamı RS485 kısaltmasıyla bilinen ve iki-damarlı kablo üzerinden bir dizi cihazın çift-yönlü haberleşmesini sağlayan standart idi. Bu noktada şunu tekrar vurgulamakta yarar var, RS485 bir iletişim protokolu değil, yalnızca bir taşıma ortamı. Yani A ve B üreticilerinin cihazlarında RS485 çıkışlar olması, bu iki cihazın haberleşebileceği anlamına gelmiyor. Tekrar lisan benzetmesine dönersek telefon kullanarak seslerini birbirine ileten bir Çinli ile İngiliz'in anlaşamayacağı gibi...
c) Standartlaşma
Cihazların haberleşmesi için gereken asgari iki şartı belirledik: protokol ve taşıma ortamı uyumu. Tüm üreticiler tek bir standart protokol ile bu protokolün taşınacağı ortak bir ortam üzerinde anlaşmış olsa her şey mükemmel olacak.
Malsahibi, yatırımcı ya da müteahhit, bir otomasyon firmasıyla el sıkıştığında ömür boyu bir mahkumiyetin altına imza atıyor olmayacak. Ya da herhangi bir sistem seçerken serbestçe ürünleri değerlendirip tesise en uygun markayı, çözümü seçip diğer sistemlerle uyum içinde bir araya getirebilecek.
Bu ütopik rüyanın gerçekleştiği bir konu, mükemmel bir örnek olarak karşımızda duruyor aslında. Bilgisayar ağlarına bakarsanız burada tam bir firma/marka bağımsızlığı sözkonusu. Bilgisayar ağınızdaki mevcut ürünler ne marka olursa olsun yeni bir bilgisayar, yazıcı, klavye, fare vs. alacağınız zaman uyumluluk gibi bir kaygınız olmuyor. İşte bu yüzdendir ki ister uzakdoğu malı markasız olsun, ister dünya devi markalı ürünler olsun, bilgisayar dünyasında fiyatlar tepetaklak aşağı doğru gidiyor.
İşte bu tür bir hayalle yola çıkan bir çok grup, bina otomasyon sistemlerinde de benzer bir standartlaşma yolunda çok ciddi ve kapsamlı adımlar attılar ve bu çabaların önemli bir kısmı çoktan emekleme safhasını geçip olgunluk aşamasına geldi.
Sektörümüz, tek bir standart üzerinde anlaşmış olmasa da bu teknolojileri benimseyen üretici sayısının inanılmaz derecede artmış olması, yatırımcılara şimdiye kadar ellerinde hiç olmayan bazı teknolojik imkanlar sunuyor.
Bu avantajları özetleyelim.
"Açık Sistem" Avantajları
1) Firma Bağımsızlığı
Son kullanıcılar, tıpkı bilgisayar konusunda olduğu gibi, bina otomasyon sistemlerinde de bir sistem aldıklarında tek bir firmanın mahkumiyeti altına girmek istemiyorlar. Oysa yakın zamana kadar A firmasının kurduğu bir bina otomasyon sistemine daha sonra ilave, revizyon, yenileme yapmak gerektiğinde diğer bir firmanın ürünlerini kullanmak ya da diğer bir firmadan hizmet almak mümkün olmuyordu. Şu anda dahi bir çok bina otomasyon üreticisinin sattığı sistemler, bu şekilde.
"Açık Sistemler"in ana fikirlerinden biri bu bağımlılığı ortadan kaldırmak, sistemleri tam anlamıyla açık hale getirmek.
2) Entegrasyon
Açık sistemlerle ilgili tanıtım ya da dokümanlarda en çok bu anlattığım firma bağımsızlığı üzerinde durulur. Bu aslında buzdağının sadece görünen kısmıdır. Uzun vadede bir firmaya bağımlılıktan kurtulmak, tabii ki çok önemli. Ama asıl büyük avantaj, uzun vadede değil, daha ilk yatırım aşamasında ortaya çıkıyor.
Bu büyük avantaj, konuya girerken de üzerinde durduğum diğer sistem ve cihazların entegrasyonu. Özellikle mekanik tesisatı ele alırsak kazan, soğutma grubu, paket tip klima, VAV kutusu, buharlı nemlendirici, frekans invertörlü pompa gibi bir çok cihaz, isteseniz de istemeseniz de üzerlerinde son derece gelişmiş ve kabiliyetli "akıllı" kontrol cihazları ile birlikte geliyorlar. Bu cihazların üreticileri, kullanıcıların da baskısı ile artık neredeyse istisnasız olarak harici cihazlarla iletişim için bir iletişim imkanı sağlıyorlar. Böylece basit bir iki damarlı kablo bağlantısı ile her cihazdan onlarca bilgiyi otomasyon sistemine taşımak mümkün oluyor.
Bu sayede işletmeciye sağlanan bilgi miktarı çok daha fazla. Bir örnek vermek gerekirse klasik sistemlerde iki soğutma grubundan otomasyon sistemine alınacak toplam bilgi 7-8 nokta ile sınırlı idi (durum, arıza, giriş-çıkış sıcaklıkları). Oysa açık bir protokol üzerinden dijital iletişim imkanı kullanıldığında her bir soğutma grubundan onlarca bilgi temin edilebiliyor. Bunların arasında hangi kompresörün kaçıncı kademede ne kadar çalıştığı, gaz basınçları, çekilen akım gibi bilgiler de var. Bunların çoğu da fantazi değil, işletmeye verim değerlendirmesi, optimizasyon, önleyici bakım gibi konularda büyük yarar sağlayan bilgiler.
3) Daha düşük maliyet
Alınan bilgi miktarının astronomik şekilde artmasına karşın çoğu durumda net sistem maliyetinde ucuzlamaya yol açıyor. Çoğu üründe bu tür iletişim çıkışları standart ya da çok makul maliyetli opsiyonlar şeklinde. Buna karşın klasik stil projelendirilmiş bina otomasyon sisteminde malzeme ve dolayısıyla maliyet düşüşüne yol açıyor. Çünkü eskiden ayrı ayrı analog/dijital girişler üzerinden sisteme taşınan bilgiler artık bu iletişim protokolleri üzerinden alınabiliyor. Bu sayede otomasyon tarafında modül sayıları azalıyor.
Bununla birlikte, çok önemlisi, kablo miktarı ciddi şekilde azalıyor. Çünkü eskiden her bir nokta için ayrı ayrı kablo çekerken artık tek bir kablo üzerinden çok daha fazla bilgi taşınabiliyor.
4) Daha işlevsel senaryolar
Ana sistem bünyesine daha fazla bilgi alınabilmesi sayesinde daha işlevsel, istenirse daha komplike, senaryoları sisteme programlamak mümkün.
5) Standart kullanım
Muhakkak görmüşsünüzdür, büyük binaların otomasyon merkezlerine girerseniz, yarım ay şeklinde bir masanın üzerinde sıralanmış bir dizi bilgisayar ekranı ve klavye, bir tarafta da CCTV ekranları ile birlikte uzay üssü alfa tarzı bir görüntü oluştururlar. Aslında hoş görünüyor ama pratik mi? Asansörler için bir bilgisayar, kartlı giriş sistemi için bir bilgisayar daha, bina otomasyonu sistemi var tabii, belki yangın ihbar ya da güvenlik için de ekran koydunuz, bir de enerji izleme sisteminiz var...
Bilgisayarların bazılarını birleştirebilirsiniz, ama çoğu firma bundan hoşlanmaz. Hem bilgisayarları birleştirseniz bile yazılımlar yine ayrı. Özellikleri farklı, kullanımları farklı. Teknik müdür öğrenecek, teknisyenler öğrenecek. İşten ayrılanların yerine yeni gelenler öğrenecek. Çağdaş bir binanın teknik işletmesinin üzerinde ciddi bir yük var gerçekten de.
Ama ortak iletişim protokolleri sayesinde tüm bilgiler tek bir çatıda toplanabildiğinde kullanım da son derece rahatlamış oluyor. Tek bilgisayar, tek yazılım, tek kullanım şekli. Kulağa hoş gelmiyor mu?
Mevcut Durum
Bu büyük avantajları bugünün binalarında kullanıma hazır hale getiren gelişmeler, birden çok grubun seneler önce başlattıkları ve artık olgunlaşma aşamasına gelen çalışmalarıdır.
Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama önceki cümlede problem bir ifade var: "birden çok grup". Bu kesinlikle problem çünkü standartlaşma dediğimiz olgunun başarılı olabilmesi için aslında bir tek olması gerekli. Oysa bina teknolojilerine baktığımızda birbiriyle yarış halinde bir dizi standartı birarada görüyoruz. Bu durum, geçmişte bu yeni iletişim protokolleri ve teknolojilerinin yaygınlaşmasını bir miktar geciktirdi. Halen de sektör tek bir iletişim protokolü standartı üzerinde tercih yapmış gibi bir görüntü sunmuyor.
Buna karşın, bina otomasyon sistemleri de bu ortamda gelişti ve bugün aynı anda birden çok protokolü destekleyen ve bu anlamda en üst düzeyde entegrasyonu sağlayabilen sistemler mevcut. Bu aşamada bina teknolojilerinde ön safhalara çıkmış ve görülebilir gelecekte mutlaka kullanımda olacak belli başlı protokol ve standartlarla ilgili temel bilgileri vermekte yarar var.
A) Bacnet
B) Lonworks
C) Modbus
D) EIB-Instabus-Konnex
E) OPC
F) Diğerleri
Pratik Sorunlar
"Yeni" olarak sözettiğimiz bu teknolojiler her ne kadar çoktan olgunlaşıp yerine oturmuşlarsa da yaygınlık kazanmalarında şu ana kadar anlattıklarım dışında bazı pratik zorluklar da var.
Kullanıcıların Ürkekliği
Yeni teknolojilerin benimsenmesinde yatırımcıların biraz temkinli davranmasını yadırgamamak gerek. Her yeni teknolojinin uygulanması, tüm taraflarca bir öğrenme sürecini gerektirir ve bazen yazılım/donanım hatalarının da katılmasıyla sancılı bir süreç olabilir.
Bu yalnızca Türkiye için geçerli değil, ABD gibi ülkelerde de bu yeniliklerin uygulandığı ilk projelerde çeşitli sorunlar yaşandı. Bu yurdumuzda da oldu ve bu alanda öncülük eden yatırımcılarla birlikte otomasyon firmaları da ilk projelerde bazı sıkıntılar çektiler. Bu tür uygulamaların hala çok yaygınlık kazanmaması nedeniyle geçmişte birkaç projede yaşanan ilk sıkıntılara işaret edip karamsar olmak çok yanıltıcı bir yaklaşım olur.
Bugün Türkiye'de açık protokolerle entegrasyon sağlanmış farklı otomasyon firmalarınca gerçekleştirilmiş bir dizi çok başarılı uygulama var. Geleceğin yönünü bunlar gösteriyor, emekleme aşamasında yaşanmış sıkıntılar değil.
Kimi kullanıcılar yeni teknolojileri benimsemeye daha hazır ve isteklidir, kimileriyse daha temkinli ve ürkek. Bina otomasyon firmalarında da benzer farklılıklar olması doğaldır. Projelerinizde otomasyon firmalarına bu konudaki yaklaşımlarını, daha önce yaptıkları uygulamaları sorun; mümkün olursa bir projeyi ziyaret edin ya da işletmecisiyle konuşun. Güven sağlamanın en pratik yolu bu.
Sorumluluk Çizgilerinin Belirsizleşmesi
Farklı üreticilerin sistem ve cihazlarının birbirleriyle ya da üst bir bina otomasyon sistemiyle haberleşecekleri bir sistemde temel kaygılardan biri sorumluluk çizgilerinin belirsizleşmesi olabilir. Örneğin bina otomasyon sisteminin kazanlarla iletişimi kesildiğinde problem otomasyon tarafında mı, kazan tarafında mı? Özellikle firmalar kendi konularına çok iyi hakim olmadıkları durumda, sorunun tespiti biraz daha uzun zaman alabilir. Sorunun basitçe çözülemediği durumlarda iki firmanın teknik servisini aynı anda tesise getirmek bile bazen zor olabilir.
Bu problemin maalesef basit bir çözümü yok. En doğru yaklaşım, (i) işini bilen firmalarla çalışmak, (ii) periyodik bakım anlaşmaları ile sistemleri sürekli kontrol altında tutmak.
Üreticilerin İsteksizliği
Burada kastım, bina otomasyon sistemi üreticileri değil, entegrasyon sağlanmasının işletmeye avantaj sağlayacağı diğer sistem ve cihazların üreticileri. Kimi üretici cihazlarının bu tür sistemlerde etkileşimli olarak yer almalarından gurur duymakta ve çok istekli olmalarına karşın, tipik olarak bazı üreticilerde ise "benim sistemime kimse bulaşmasın, sistemim kendi işini en iyi şekliyle zaten yapar" gibi bir kapalılık psikolojisi mevcut.
Bu yaklaşım bazen ticari kaygılardan kaynaklanıyor; kendi merkezi bilgisayarı ve yazılımını satan her firma bundan ilave bir ciro sağlıyor. Kimi zamansa teknolojik ürkeklikten; firmalar kendi sistemlerini çok iyi tanısalar da otomasyon için vermeleri gereken arabirimleri bilmiyorlar ve bu konuda başlarına dert almak istemiyorlar.
Benim inanışım, kullanıcıların taleplerinin yarattığı baskı neticesinde tüm üreticilerin entegrasyona ve işbirliğine açık bir yaklaşımı benimsemek zorunda kalacakları ve kısa vadede bu yaklaşımı erken benimseyenlerin kesinlikle kazançlı çıkacakları.
Eşgüdüm
Üst düzeyde entegrasyon içeren bir projede malzeme ve sistem sağlayıcılarının çok daha üstdüzey bir eşgüdüm içinde çalışmaları gerekliliği, kaçınılmaz. Bu açıdan gerek bina otomasyon firmasına gerekse yatırımcıya düşen görevler var.
Günümüz binalarında herhangi bir cihaz ya da sistem alımında fiyat, kalite, teknoloji, firma tecrübesi gibi kriterlerin yanında yepyeni bir kriter daha gittikçe önplana çıkıyor: işbirliğine açık olma. Güncel, kapsamlı ve entegre bir otomasyon sistemi tesis edilecek bir projede bu kriter de firma seçiminde rol oynamalı diye düşünüyorum.
Internet teknolojileri
Açık sitemlerin avantajlarından sözederken, tüm bilgilerin tek bir çatı altında toplanmasının işletmeciye binasını tek bir yazılımla idare etme avantajını sağladığından sözetmiştim. Bu avantajın en mükemmel şekilde uygulaması internet teknolojilerindeki gelişmelerle bina otomasyon sistemlerinin birleşmesinde gerçekleşiyor.
Gittikçe daha çok sistem, standart veya opsiyonel olarak, "web sunucusu" özelliğine sahip olabiliyor. Bu şu anlama geliyor: binanızı idare etmek için Internet Explorer yazılımını kullanıyorsunuz. Standart internet erişim programlarının otomasyon için kullanımına izin veren bu "web sunucu" özelliğinin getirdiği avantajlar çok sayıda.
- Her bilgisayarda mevcut, yükleme problemi yok.
- ücretsiz
- en alt düzeyden en üst düzeye herkes kullanmayı biliyor
- çok sayıda bilgisayardan aynı anda sisteme erişilebilir
- Intranet ve internet üzerinden kullanım imkanı
- E-posta ve IP teknolojileri entegrasyonu imkanı
- Platform bağımsız (Linux, Macintosh gibi işletim sistemleri ile de kullanılabilir)